Yazar

muammeroytan@haberalanya.com.tr

36 makale bulunmakatadır

PEYGAMBERİMİZİN GÜNLÜK PROGRAMI

21:14 - 11 Haziran 2017

+A

-A

 
Hz.Peygamber(s.a.s.), sabah namazını kıldıktan sonra seccadesinin üzerinde uzanır, burada bir süre dinlenir, sonra insanları kabule başlardı. Her taraftan gelen insanlar mescitte O’nun etrafında toplanır, Hz. Peygamber de onlara vaaz ve nasihatlarda bulunurdu. Bu meclislerde her türlü mesele konuşulurdu; ganimet hisseleri, sadaka ve maaşlar bu saatlerde dağıtılırdı. 
Hz. Peygamber(s.a.s.), kuşluk vakti evine gidip evinin işleriyle uğraşır, elbiselerinde yamanacak yer varsa orayı yamar, ayakkabılarını tamir eder, hayvanlarını sağardı( Mevlânâ Şiblî,Muhammedî Ahlâ,  s.25-26)
Hz. peygamber(s.a.s.), ikindi namazından sonra eşlerini birer birer ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorar ve gecesini onlardan birinin evinde geçirirdi. Geceyi kimin yanında geçirecekse diğer hanımları o evde toplanırlar, yatsı namazına kadar orada kalırlardı. Mescitte yatsı namazını kıldıktan sonra evine döner, uyumadan önce odasında Kur’an okurdu: Genellikle İsrâ, Zümer, Hadîd, Haşr, Tegabün ve Cum’a surelerinden birini tilavet ederdi. Gecenin yarısı ya da üçte ikisi geçtikten sonra uyanır, yatağına yakın bir yerde bulundurduğu misvakla dişlerini ovar, sonra abdest alıp ibadet ederdi. Daima sağ yanı üzerine uzanır, sağ elini sağ yanağının altına koyarak yatardı. Hz. Âişe’nin rivayetine göre Müzzemmil suresi nâzil olduğunda Hz. Peygamber(s.a.s.), sürekli ibadet eder, uzun süre ayakta durduğundan ayakları şişerdi. ( Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk, s.27)
Hz. peygamber(s.a.s.) beş vakit namazın farzını eda etmekle birlikte her gün 39 rekât sünnet ve nafile namaz kılardı: Sabah 2 rekât, kuşluk vaktinde 4 rekât, öğle vaktinde 6 rekât, ikindide 4 rekât, akşam vaktinde 2 rekât, yatsıda 6 rekât, sonra teheccüd ve vitr olarak da 13 rekât namaz kılardı. ( Mevlânâ Şiblî, Muhammedî Ahlâk, s.61)
 
BİR AYET:
 “…Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (Mâide,5/11
 
ALLAH’A GÜVENİP DAYANMAK.
Mü’min insan, kendisini bir tek nefisten yaratan ve üzerinde daima gözetleyici olan (Nisâ,4/1) Cenab-ı Allah’tan, O’nun buyruklarına karşı gelmekten korkar, çekinir ve dolayısıyla salih ameller yapar. Mümin Hak Tealâ’nın, buyruklara uyan kulun da her zaman ve her yerde yardımcısı olduğuna inanır.Allah Teâlâ, kendisine güvenip dayananların güvençlerini boşa çıkarmaz, onun dar günlerinde, sıkıntılı günlerinde yardım çağırılarını, dualarını işitir, yardımına koşar.
Cenab-ı Allah, “…Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.”(Talâk,65/2 ) buyurmaktadır..Bir mümin daraldığında hayırlı çıkış yolunun ne olduğu hususunda kendini şartlandırmamalı, Allah’tan gelecek sonucun kendi hayrına olacağına inanmalıdır ve emin olmalıdır ki Allah’a saygısızlık etmekten sakınan kişiye O, her daraldığında bir çıkış yolu gösterir; bir kolaylık, bir tahammül gücü verir, kusurlarını örter ve hak ettiği mükâfatı asla esirgemez. “Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse O, kendisine yeter…”(Talâk,65/3) Allah Tealâ, tevekkül eden kulunu. ummadığı, hesap etmediği bir zamanda, bir yerde ve bir şekilde rızıklandırır; ona maddi veya manevî rahatlama sağlar. Kişi Allah’a tevekkülün hakkını verebilirse yani tam bir teslimiyet içinde O’na dayanıp güvenirse artık boşluğa düşme endişesi taşımaz.. “Ey insanlar !Rabbinize karşı gelmekten sakının…”(Hacc,22/1); “…Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”(Mâide,5/11); “… Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır.”(Hacc,22/78)  buyruklarıyla kendisine güvenip dayanmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.
İnsan, Yüce Mevlâmızın yaratmış olduğu; kendisini akıl ile, bilinç ile, muhakeme kabiliyeti ile; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, sevabı günahtan v.b. ayırt etme yeteneğiyle donattığı halde ruhen zayıf bir varlıktır. İnsan ruhu, yardıma- desteğe-Yüce bir varlığa sığınmaya muhtaçtır. İnsan, kendisini en güçlü hissettiği zamanlarda dahi, kendisiyle baş başa kaldığında belirli zaafları, zayıflıkları, korku ve tedirginlikleri olduğunu hisseder. Bunlar dünyevî hayatla ilgili kaygılar da olabilir, uhrevî hayatla ilgili korkular da olabilir. Bu nedenle, insanoğlunun, Yüce bir Varlığa güvenip, sığınıp, dayanabileceğini hissetmesi-inanması zorunludur.İşte bu Yüce Varlık Cena-ı Allah’tır.Yüce Allah’ın yerine, maddi veya manevî  hiçbir güç, hiçbir varlık ikâme edilemez.
Bu sebeple inançlı kişiler, daha mütevekkil olurlar, kendilerini daima daha güçlü hissederler; ruhen daha sağlam ve dengeli olurlar; depresyona-bunalıma daha az düşerler; böyle bir durum hasıl olursa da Yüce Rabbimizin er-geç mutlaka yardıma koşacağına inandıkları-güvendikleri için düzlüğe daha çabuk çıkarlar.
Aksine, Allah inancı-güvenci zayıf olanlar veya inancı hiç olmayanlar, maalesef korku, endişe ve panik hallerinde sığınacak manevî bir güç bulamadıkları için depresyona düşerler, alkole veya daha kötüsü uyuşturucu maddeye sarılırlar; şayet zor da olsa tüm  iradelerini  toplayıp bu fâsit daireden çıkamazlarsa maalesef depresyon daha da derinleşir, hayatları mahfolur!
Allah Tealâ’ya daima inanmalı, güvenmeli, sığınmalı ve yakarmalıyız. Her an yanımızda olduğunu, bize şah damarımızdan daha yakın olduğuna(Kâf, 50/16), bir bunalıma, bir sıkıntıya düştüğümüzde elimizden tutup düzlüğe çıkaracağını bilmeliyiz! Ne kadar kötü, âdî, yaramaz, günahkâr olsak dahi biz kullarını yüz üstü bırakmayacağına, düşülen bataklıkta terk etmeyeceğine inanmalıyız. Esasen bunun dışında yapabileceğimiz başka bir şey de yoktur; sığınacağımız başka bir varlık da yoktur. Bu nedenle bir an önce kendimize gelip yönümüzü Allah’a dönüp bağışlama ve yardım dilemeliyiz. Çünkü:
-Cenab-ı Allah, Gaffar’dır, yani bağışlaması, günahları affetmesi, ayıpları örtmesi çok olandır.
- Allah Tealâ Rahîmdir, yani fıtrata uygun yaşayan, Allah’ın rızasını gözeten kullarına olan sevgi ve koruması geniştir.
- Yüce Yaratıcı Rahmandır, yani Allah’ın rahmeti sonsuzdur, her şeyi kuşatır, bütün âlemi kucaklar; O’nun acıması, koruması, esirgemesi, sevgi ve şefkâti herkesi kucaklar(.Cafer Karadaş, Gençliğin İslâm Bilgisi, s. 77) 
Fakat, bazılarının yaptığı gibi, “Nasıl olsa Allah affeder!” diye düşünerek hata yapmaya devam etmek, günah üstüne günah işlemek samimiyetle bağdaşmaz; bu halk deyimiyle şark kurnazlığına benzer bir davranıştır. İçimizden geçenleri, niyetimizi bilen Allah Tealâ bu tür davranışları değerlendirir!. Esasen bu tür davranan bir insanın İslâmın ruhunu, felsefesini tam anlamış olduğu da kuşkuludur. Çünkü samimi inançlı bir insanın, “nasıl olsa Allah affeder” diyerek bile bile günah işlemesi mümkün değildir. 
Bu düşüncenin aksine bir davranış olarak: “Günahlarım bini geçti, artık Allah’tan af dilemeye de, affedeceğini umud etmeye de yüzüm yok! Bu kadar çok günahı olan bir kişiyi Allah affetmez!”  şeklinde düşünmek de yanlıştır; Cenab-ı allah’ın sıfatlarına, Gaffar, Rahîm ve Rahman olmasına, affedici olmasına, cömertliğine, büyüklüğüne, yeri-göğü-Arş-ı Âlâ’yı kuşatmasına güvensizliktir. Böyle bir güvensizlik içinde yaşamak mümkün değildir!
Cenab-ı Allah’a rol biçmek, kimi-neyi affedip neyi-kimi affetmeyeceği hakkında fikir yürütmek biz âciz kullarının işi değildir!
 
PEYGAMBERİMİZİN ALLAH’A GÜVENMESİ.
Tevekkül; akıl ve vicdanın ilhamına uyarak, bütün çabaların ve girişimlerin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan olumsuz şartlara karşı sarf edilen gayretin neticesini Allah’ın lütuf ve inayetine havale etmektir. Bir Müslüman, çalışmasının mutlaka sonuç getireceğine inanmalıdır; çünkü o, Allah’a güvenmiştir. Böyle bir güven, Müslümanı sarsılmaz bir azim, eğilmez bir irade, şaibesiz bir cesaretle donatır. En büyük tehlikeler, en kötü yenilgiler bile onu yolundan alıkoyamaz. İşte tevekkül bu demektir!
Hz. Muhammed’in(s.a.s.) hayat hikâyesi okunduğu zaman görülecektir ki, O, en amansız felâketlerle, en çetin direnişlerle karşı karşıya olduğu halde ömrü boyunca zerre kadar korku, endişe veya ümitsizlik göstermemiştir. Mekke’de kimsesiz ve yapayalnız kaldığı zamanlarda, Uhud ve Huneyn savaşları sırasında en korkunç tehlikelerle karşılaştığında dahi aynı irade kuvvetini, aynı sarsılmaz azmi göstermişti.  Sevr  Mağarasında, Kureyşlilerin iki Mağara arkadaşını ele geçirmelerine ramak kaldığı sırada, Hz. Ebu Bekir’in,  Efendimizin hayatı için endişelenerek “Ya Resûlallah, düşmanlar çok yaklaştı, eğilseler bizi görecekler” demesi üzerine Peygamber Efendimizin, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” demesi, O’nun, Cenab-ı Allah’a nasıl sarsılmaz bir iman gücüyle güvendiğini açık bir şekilde göstermektedir.(Buharî ve Müslim, Hicret.)
 
HZ. PEYGAMBER(s.a.s.)’İN ALLAH’a SIĞINMAK İÇİN YAPTIĞI DUA: (İSTİ’AZE)
Müslim, Zeyd bin Arkam’dan şöyle rivayet etmektedir: “ Ey Allah’ım acizlikten, tembellikten, korkudan, cimrilikten, sıkıntıdan, kabir azabından sana sığınırım. Ey Allah’ım, Nefsime takva ver, nefsimi temizle! Sen en güzel şekilde temizleyensin, sen nefsimin sahibi ve efendisisin. Ey Allah’ım, faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım”(Müslim, VIII. 81).
 
BİR AYET:
"Ey imân edenler.! Sabır ve salât ile yardım isteyin! 
Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.!" (Bakara,2/153) )
 
 
PEYGAMBERİMİZİN SABRI VE ŞÜKRÜ
Hz. Peygamber hayatı boyunca kendisinden önce veya sonra gelmiş insanların kazandıkları en yüksek ve en parlak başarıları kazanmasına rağmen gurur ve iddianın zerresi bile O’nun saf ve berrak hayatını lekeleyememiştir. Resûlullah ne zaman sevinçli bir haber alsa hemen şükür secdesine kapanırdı. O, felaketler ve hezimetler karşısında sabreder, lütuf ve nimete erdiğinde şükrederdi. Hz. Peygamber(s.a.s.), herkesten ziyade peygamberlerin her türlü eziyet ve felâketlere maruz kaldıklarını söylerdi. Netekim, Kur’an, O’na sabrı tavsiye etmiştir: “O halde (Resûlüm) peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret.” (Ahkaf,35) Resûlullah, henüz annesinin karnındayken babasını kaybetmiş; daha çocukken annesi vefat etmiş; iki sene sonra da bakımını üstlenen dedesi ölmüştü. Peygamber olduktan sonra O’nu kureyşe karşı himaye eden Ebû Talip ile hayat arkadaşı Hz. Hatice vefat etmiş; Hz. Fatıma’nın dışındaki bütün çocukları ya küçük yaşlarda ya da gençlik devrelerinde ölmüştü. Bütün bu felâketler ve acılar O’nun gözlerini yaşartmış, fakat ağzından Mukedderata hâkim olan büyük Kudrete karşı bir şikayet kelimesi duyulmamıştı. O, “insana ağlamaktan veya mahzun olmaktan dolayı bir sorumluluk yüklenmez, azabı getiren şey insanın dilidir.” buyururdu. (Mevlâna Şiblî, a.g.e. s. 81-86)
 
KOPARMASINLAR
İhtimamla büyüttüğüm ol gülümü,
Resûl’e vereceğim, koparmasınlar,
Dualarla ıslâh ettiğim dilimi,
Râbbimi öveceğim, koparmasınlar !
 
İlim-irfan yerine dert küpü oldum,
Zaman oldu çaresiz yollarda kaldım,
Hayatın gülzârında goncaydım soldum,
Râb’le dereceğim, koparmasınlar !
 
Tüm kafirler kesmek ister yolumu,
Cümle rakipler kırmak ister dalımı,
Daim Tanrıma açık iki elimi,
Garibe gereceğim, koparmasınlar !
 
Düşmanlarım hiç bırakmadı peşimi,
Her tehlikeye siper ettim döşümü,
Kerbelâ’da Hüseyin misali başımı,
Vâdemle öleceğim, koparmasınlar !
 
OYTAN Muammer, Kur’an âyetlerini,
Okuyup yüceltsin niyetlerini,
Kâbe’yi tavaf eden ayaklarımı,
Yeniden gideceğim, koparmasınlar !
 
 
 
ELHAMDÜLİLLÂH
Ömrümün dört mevsimini de yaşadım, 
Yüce Rab’bime şükür elhamdülillâh, 
Genç yaşımda tez ibadete başladım, 
Allah’ıma çok şükür elhamdülillâh, 
 
Ömrümün baharında kırlarda gezdim, 
Zaman oldu güçlükten canımdan bezdim, 
Esen rüzgârlardan ol sırların sezdim, 
Bir çıkış yolun buldum elhamdülillâh . . 
 
Ömrümün yazında sarp dağları aştım, 
Tahsilde üstün başarılara koştum, 
Devlet hizmetlerinde gerçekten coştum, 
Rabbe şükür başardım elhamdülillâh …
 
Ömrün güzünde sorumluluk hep arttı, 
Azmim hizmet başarısını abarttı, 
Adalet terazisini hassas tarttı, 
Vicdanım rahat şükür elhamdülillâh …
 
Ömre kış geldi saçlarıma kar yağdı, 
Kalbimdeki Rabbime sıkı bir bağdı, 
Gönlüm Râb sevgisini herkese yaydı, 
Sevgi-saygı gördüm hep elhamdülillâh…
 
OYTAN Muammer son mevsim gelir bir gün, 
Sahibi emanetini alır bir gün, 
Allah’a kavuşmak kısmet olur bir gün, 
Umudum var çok şükür elhamdülillâh …
 

Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

ANKET

Yeni Web Sitemizi Beğendiniz Mi?

ARŞİV

Hava, 10 Aralık
Alanya’deki Hava Durumu
+12

Yük.: +15° Düş.: -7°

Nem: 35%

Rüzgar: SSW - 4 KPH

                     E-GAZETE

                  AYNA MAGAZİN