Yazar

muammeroytan@haberalanya.com.tr

36 makale bulunmakatadır

KELİME-İ ŞAHADET’in FAZİLETİ.

22:08 - 16 Haziran 2017

+A

-A

 
 
Yüce Rabbimiz, bir Ayet-i Kerime’de “İlâhınız bir tek olan Allah’tır, O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Râhîmdır.”(Bakara,2/163)buyurmaktadır.
Peygamber’imiz (s.a.s.) ise, “Kim samimiyetle Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederse Allah, ona cehennemi haram kılar.”(Buhari,İlim, 49) buyurmuştur.
Kelime-i şahadet; kişiyi mümin ve Müslüman eyleyen; bizi kula kul olmaktan kurtarıp, sadece Allah’a kul yapan; insanın ahiretini ve ebedî hayatını kurtaran; varlık sahnesine çıkışından başlayıp sonsuzluğa uzanan yolda insanın hayatını sürekli aydınlatan bir hakikat beyanıdır.
Kelime-i şahadet, coğrafyalarımız, dillerimiz, ırklarımız farklı olsa da bizleri aynı inanç, aynı duygu ve aynı ideallerde buluşturan, birbirimize sımsıkı kenetleyen ve Efendimize ümmet kılan bir tevhid ve vahdet beyanıdır.
Bizler yeni doğan yavrularımıza isim koyarken onun sağ kulağına “şahadetleri dinin temeli ” olan ezanı okuruz, sol kulağına aynı şahadeti tekrarlayan kâmeti getiririz. İslâmla müşerref olacak kimseye öncelikle kelime-i şahadeti öğretiriz. Hayatının son demlerinde olan kardeşimize kelime-i şahadeti telkin ederiz. Bütün bu uygulamalar insan ömrünün kelime-i şahadetle başlayıp kelime-i şahadetle son bulduğunu göstermektedir. Bilindiği üzere kelime-i şahadetin iki kısmı vardır: Birinci kısım, sadece Allah’a kul olunması, O’ndan başka kimseye kulluk edilmemesi; ikinci kısım ise, İslâm Peygamberi Muhammed Mustafa’nın(s.a.s.) peygamberliğini kabul etmektir.
Kelime-i şahadet bir bütündür: Sadece birinci kısmı söyleyip, bazı İslâm düşmanı sapkınlar gibi ikinci kısmı kabul etmeyen kişi iman etmiş olmaz.
Yüce Rabbimiz, bizleri, onun doğrultusunda bir hayat sürenlerden, her nefesini de son nefesini de kelime-i şahadet ile tüketenlerden eylesin. Âmîn !
 
 
ADALETLİ DAVRANMAK.
 
Adaletli davranmak; alış-verişte, ölçüde, tartıda muhatabını aldatmamak;  terazi kullanmada hile yapmamak demektir. Kur’ân-ı Kerim, terazinin doğru kullanılması konusuna çok büyük önem arz etmektedir. Adaletli davranmak düsturu en çok da alış-verişte, tartıda-terazide kendini göstermekte, önem arz etmektedir. “Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın”(Rahmân,55/9). “… Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin…”(Hûd,11/85). “…Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın…”(En’am,6/152)
Kişinin malî haklarının korunması, aldanmaması için ölçü ve tartının doğru yapılması gerekmektedir. Çünkü karşılıklı olarak hakkın zâyi olmaması karşı tarafa duyulan kin ve öfke duygularının yok edilmesi bu iki hususa riayet etmekle mümkün olur. Toplum içinde teraziyi doğru ölçenler daima takdir toplamıştır; doğru ölçmek-tartmak hayırlı bir iştir; dünyada zengin olmaya, ahrette de sevap kazanmaya vesile olur. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak dinî bir emir, eksik yapmak ise büyük bir günah sayılmıştır.Cenab-ı  Hak, ölçüyü eksiksiz, tam yapmamızı, tartıyı da zulüm ve haksızlığa sapmadan adaletle yapmamızı emretmiştir. İnsanları doğru ölçü ve tartıya riayet edip hileli davranışlardan alıkoyacak en büyük faktör ise, hiç şüphesiz ahiret inancıdır. Ahrette hesap, ceza ve mükâfata kesin olarak inananlar  asla böyle aldatmalara cesaret edemezler.(Dr.Ercan Eser, Ölçü ve Tartıyı Doğru Yapmak Hayırlı İşlerdendir, Kur’ân’dan Öğütle 2, D.İ.B.Yayını , s.237). “…Allahın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır…”(Hûd,11/86).  “Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.” (İsrâ, 17/35)
 
 
YALANCI ŞAHİTLİK .
İslâm’da şahitliğe büyük önem verilmiştir. Gerektiğinde şahitliği yerine getirmek dinî bir görev ve farz, şahitlik yapmamak veya yalancı şahitlik yapmak ise büyük günahtır ( Mustafa Güney,Yalan Yere Şahitlik s.399)
Yalancı şahitlik; doğruyu söylememek, yalan-yanlış şeyler söylemek suretiyle adaletin doğru şekilde tecelli etmesinin engellenmesi; haklı olan tarafın haksız çıkarılması ve bu suretle kul hakkının geçmesine sebep olunmasıdır. Tanrı huzurunda bu büyük bir günahtır ve Cenab-ı Allah’ın, kendisinin affetmeyeceği, ancak helâlleşmek ve tövbe etmek suretiyle mağdur olan kişinin affedebileceği veya affedilmesine vesile olabileceği bir günahtır
İslâm dininde, yalan söylemeye, yalan yere yemin etmeye izin verilmemiştir. Şayet bilmeden böyle bir duruma düşmüş isek hatamızı anladığımız zaman hiç beklemeden günahlarımızı bağışlaması için Allah’a tövbe etmeli, üzerimizde kul hakkı var ise hak sahipleriyle dünyada iken helalleşmeliyiz.(Dr.Hamdi Tekeli, Yalan Yere Yeminden Sakınalım, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 402 )
Toplumun huzuru, insanlar arasında adaletli olmaya ve insan haklarına saygı duymaya bağlıdır. Dirliği, birliği ve bütünlüğü temsil eden “mülk”ün temeli, adalettir. Adaletin destek ve payandası ise doğru şahitliktir. Doğru şahitliğin olmadığı yerde adalet yanılır ve haklı haksız, haksız da haklı çıkar.
Bilerek yapılan yemin; hiçbir gereği yok iken, boş yere, gerçek olmayan sözlerine sahicilik ve doğruluk payı kazandırmak için ve böylece başkalarını aldatma aracı olarak kullanmak amacıyla bilerek ve isteyerek yapılmış olan yemindir. Allah Tealâ bunu hoş görmemekte, kınamakta ve cezasını 
YALAN YERE BİLE BİLE YEMİN ETMEK.
Yemin; dinî bir kavram olarak, bir kimsenin, Allah’ın adını anarak sözünü kuvvetlendirmesi demektir. “ Vallahi, billahi, tallahi, Allah şahit, Allah hakkı için, Allah adına yemin ederim v.s.” gibi ifadeler bu tür sözlerdir. Yeminin üç türü vardır: 
-Yanlışlıkla, boş bulunarak, bir kasıt bulunmaksızın, günlük hayatta dil alışkanlığı sebebiyle söz sırasında “Vallahi” şeklinde söylenen sözlerle yapılan yeminler. Bunlar için herhangi bir kefaret gerekmez. 
-Kişinin,  gelecekte bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair ettiği yemin…Bu yeminin yerine getirilmesi, yemine uyulması gerekir. Yeminin bozulması halinde kefaret gerekir.
-Bile bile, yalan yere edilen yemin. Bu tür yemin büyük bir vebaldir; bu tür yeminler kefaretle temizlenemez.Tövbe ve istihfâr gerekir. 
 
KİBİRLİ, GURURLU OLMAK
İnsan ahlâkını oluşturan huylar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır. Güzel ve iyi huyların arasında tevazu, doğruluk, sabır, cesaret, emanete riayet, nimete ve iyiliğe karşı şükür, yumuşaklık, sevgi, merhamet, cömertlik gibi övülen tavır ve davranışlar sayılabilir. Kötü huylar arasında ise kibir, gazap, zulüm, gaflet, haset, yalancılık, iki yüzlülük, iyiliği başa kakma, riya, kendini beğenme gibi yerilen duygu ve tavırlar sayılabilir. Yüce Kitabımızın yerdiği kötü huylardan birisi de “kibir ve gururdur”.(Dr.Zafer Koç, Kibir ve Gurur, İnsanı Helake Sürükler, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 98) 
Kibir; büyüklenmek, gururlanmak, kendini başkasından üstün görmek ve başkasına itibar etmeyip onu yok saymak anlamına gelmektedir. Kutsal Kitabımız, kötü duygu ve düşüncelerin ruhu bozup insanı iyiliklerden ve doğru yoldan saptırdığından sıkça bahseder. Hatta bu kötü duyguların, demirin paslandığı gibi kalbi paslandırdığını ve bir zaman sonra gerçeği göremez hale getirdiğini belirtir.Eğer Yüce Allah’ın sevgisine ulaşmak istiyorsak, kalbimizdeki tüm kötü duygu ve düşüncelerden sıyrılmamız ve arınmış bir kalple Allah’ın huzuruna çıkmamız gerekir ( Dr.Zafer Koç, a.g.m.,s .99-100). İnsanlara surat asmak, kendini büyük, başkalarını küçük görmek, küçümsemek, övünmek iyi bir şey değildir. “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.”( Lokmân, 31/18)
-“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın boyca da dağlara asla erişemezsin.”(İsrâ,17/37)
 
MÜTEVÂZÎ OLMAK.
Tevazû; alçak gönüllü olmak, kimseyi hakir görmemek ve sosyal durumu ne olursa olsun herkese sevgi göstermektir.Tevazu sahibi olmak, kişiye hem Allah’ın, hem de kulların yanında saygınlık ve itibar kazandırır. Nitekim Cenab-ı Allah, kullarının bu erdeme sahip olmalarını isteyerek “Onlar yeryüzünde tevazu içinde yürürler.” (Furkân,25/63) buyurmaktadır.
 
RABBİL ÂLEMÎN .
Tanrının yarattığı tüm güzelliklere ,
“El hamdü lillâhî Rabbül  âlemin! ” 
İnsana bağışladığı özelliklere ,
“El hamdü lillâhî  Rabbül âlemin! ”
 
Sensin daim hükmeden seher yellerine ,
Tanrı zikri yakışır mü’min dillerine ,
Tek arzumuzdur olmak “Hakkal yakıyn!”
“İyyake n’abudü ve iyyake nesteıyn!”
 
Senin hükmün olmadan zerre dirilmez ,
Azrail emir almadan kabre girilmez ,
Kullarına Kur’anla mükemmel din verdin ,
Sensin Yüce Tanrım ,“ Mâliki yevmid din !”
 
Tüm gökleri-yerleri özenle yaratan ,
Mecnunu aşkla yakıp Leylâ’yı aratan ,
Yusuf’u kuyudan kurtaran Yüce Allah!
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh!”
 
Allah’ın eşi, benzeri,ortağı yoktur,
Himmeti, nimeti ve rahmeti çoktur,
Kul erenlere dağıtıyor hidâyet,
“Ve lem yekün lehû küfüven ehad!”
 
Cenneti Âlâ uzaktır kolay varılmaz,
Tanrı sevdiği kuluna çabuk darılmaz,
Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur Yüce Zatın,
“Yâ Evvelî , Âhirî,  Zahirî ,yâ Bâtın!”
 
Eyyûb aleyhisselâmın yaresin sardın ,
Yusuf’a ol kör kuyuda yardıma vardın,
Yakup âmâ gözlerini yollara diker,
“Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber!”
 
OYTAN Muammer Yüce Tanrı’ya tapar,
Kur’ân’a uyar, ibadeti tam yapar,
Olmakta gözü yok: erenler-mürşit-velî,
“Yâ Rahmanî, yâ Rahîym; Ezelliyül Ezelî!”
 

Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

ANKET

Yeni Web Sitemizi Beğendiniz Mi?

ARŞİV

Hava, 10 Aralık
Alanya’deki Hava Durumu
+12

Yük.: +15° Düş.: -7°

Nem: 35%

Rüzgar: SSW - 4 KPH

                     E-GAZETE

                  AYNA MAGAZİN