Uzunca bir zamandır piyasada şu deyim sıklıkla karşımıza çıkar oldu; Yerli ve Milli.
Deyimin samimiyetine herkes kadar ben de inanmış vaziyetteyim. Zira benim kuşağım, ilkokula giderken Yerli Malları Haftası gibi oldukça faydalı bir etkinlikle büyümüş bir durumda. 
İnsanın kendi yetiştirdiği domatesten bile aldığı lezzet düşünüldüğünde, ülkenin yerli üretimlerden alacağı lezzeti varın siz hesap edin. Gerçi şimdilerde bu şansa, öyle aman aman sahip değiliz, ama olsun; aklımızın bir köşesinde yerli ve milli duruşun izlerinin olması bile güzel. Umarım ilerleyen yıllarda ülke insanı olarak hepimiz, ithal edilen ya da ithal edilen parçalardan montajlanarak piyasaya yerli malı diye kakalanan mallardan kurtulmuş oluruz. Ekonomik bir deyim olan cari açığın kapanması ancak bu yolla mümkün olacaktır. Cari açığın ne olduğunu merak edenler, kafalarını sosyal medyadaki abuk sabuk videolardan kaldırıp, araştırma zahmetinde bulunabilirlerse, ne olduğu hakkında belki az çok bilgi sahibi olabilirler.
Gelelim “Yerli ve Milli” umuduyla izlemelere doyamadığımız(!) Türk Milli Futbol takımına…
Bay Lucescu göreve geldiğinde neredeyse fener alayı düzenleyecek, kurbanlar kesecek ve patır patır havai fişek ateşleyecek kadar keyfe gelen antifutbol merakına mensup çevrelerin, son günlerde sesi çıkmaz oldu. Tükürdüklerini yalamakta mahir olan bu çevrelerin, artık Bay Lucescu’yu savunamayacak kadar büyük bir acze düştüğünü görmek her ne kadar beni ve benim gibileri sevindirse de, Milli Takımın düştüğü vaziyet, herkesin canını sıkmakta.
Bana göre transfer simsarı olan Bay Lucescu’nun derdi, Milli Takımı bir kartvizit gibi kullanarak, Milli Takıma çağırdığı kıymeti kendinden menkul isimleri, Avrupa’nın çeşitli kulüplerine pazarlamak. Haliyle hükümetin aldığı “Türk Lirası ile sözleşme” şartı da hayata geçince, Bay Lucescu’nun Milli Takımına girmek için yarışan futbolcuların derdi Milli Takımın başarısından ziyade, banka hesaplarındaki yuro başarılarına doğru bir eksen kayması yaşamaya başladı.
Rusya maçını izlerken şunu fark ettim. Fenerbahçe’de taraftarın bile çatır çatır eleştirdiği Roman Neustadter, topu filelerimizle buluşturma başarısını elde etti. Denis Cheryshev’in attığı golde Alexander Golovin’in golden önce yaptıkları ise Milli Takım savunmasının ne rezil bir durumda olduğunun kanıtı gibiydi.
Bay Lucescu kalede ısrarla Sinan Bolat’ı tercih ediyor. Bu durumun alt metnini anlamamak için düpedüz avanak olmak lazım. Bay Lucescu’nun derdi, Milli Takım kalesi değil, eski öğrencisinin şimdilerde teknik direktörlük yaptığı Royal Antwerp takımından bir transfer komisyonu kapabilmek. Bay Lucescu’yu Sevenler Derneği üyeleri kusura bakmasın, zira bu memlekette ona sünnetçiler bakıyor!
Hâlbuki Türk Milli Takımında kaleye geçebilecek oldukça yetenekli kaleciler, Süper Lig’de mevcut. 
Bir de son haftalarda başarı grafiği inanılmaz derecede yükselen Alanyasporlu Merih Demiral konusu var. Milli Takıma oyuncu seçen aklı evveller, Merih’i A Takım yerine, U21’e çağırdılar. Yahu Allah akıl dağıtırken, siz çakıl mı topluyordunuz kardeşim?
Merih’i Milli Takım kadrosuna almayanın akıl sağlığından şüphe edip, tam teşekküllü bir hastaneden akli dengesi ile ilgili rapor istemek lazım.
Son olarak yerli ve milli diye çıkılan yolda, önce Milli Takımda yerli ve milli dönüşümünü başlatmak ve Bay Lucescu’ya güle güle demek ilk konulardan biri. Yerine kim gelecek derseniz benim adayım Aykut Kocaman…
Haydi selametle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner25

banner12

banner26

banner11